Anne-baba-çocuk iletişim üçgeni

Aile, birbiriyle çok sıkı iletişim ve etkileşim içinde olan bireylerin oluşturduğu bir kurumdur. Aile ortamında oluşan durumlar sebep-sonuç ilişkileri kapsamında analiz edilebilir. Bu ortamda yapılan her davranış bir çok nedenin sonucudur ve bir çok başka nedene yol açabilir. Anne/baba ve çocuk arasındaki ilişkiler, sorunlar üzerinde düşünülürken analitik bir yaklaşıma sahip olabilmek, olayların sonuçlarından çok nedenlerine odaklanabilmek oldukça önemlidir. Bu bültende sebep-sonuç ilişkileri açısından sıkça rastlanan bazı davranış kalıpları, analitik bir gözle değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Eleştiri…

Anne/baba ve çocuk iletişimi çok yüklü, enerji dozu yüksek ve farklı dinamikleri olan bir iletişimdir. Çıkan problemler çoğu zaman anne/baba ve çocuğu karşı karşıya getirir. Anne/baba tarafından çocuğa kolayca eleştiri yapılabilir. Ancak unutulmamalıdır ki eleştiri problemi çözmez, sadece eleştiriyi yapanı rahatlatır.

Ceza…

Anne/baba ve çocuk ilişkilerinde ortaya çıkan problemler suç olarak algılandığı taktirde ceza bir önlem olarak akla gelir. Ceza o davranışın yapılmaması gerektiğini öğretir. Oysa anne/baba ve çocuk arasındaki problemlerde cezadan çok, seçeneğe ve çözüme ihtiyaç duyulur. Bu noktada, problem ve çatışma anlarında alt beynimizden çok sağ duyumuz devreye girmeli, suçlama yerine seçenek ve çözüm yolları bulmaya çalışmalıyız. Çocuk, anne/babadan nelerin yapılmayacağını değil, yapılması uygun davranışların neler olduğunu ve bu davranışların nasıl yapılacağını öğrenebilmelidir.

Duygular…

Kritik bir durumda yaptığımız davranışları değerlendirirken şu soru can alıcı bir sorudur: Davranışlarımız problemin çözümüne katkı mı yaptı? Bizi mi rahatlattı? Çocuğa hangi duyguları yaşattı? Anne/baba ve çocuk arasındaki iletişimlerde hemen her zaman çocuk talep eden pozisyonunda olduğu için daha çok duygularını kullanır. Anne/baba bu iletiye karşı cevap bulmak durumunda olduğu için daha çok mantığını kullanır. İletişim kanalları birbiri ile aynı paralelde olmadığı için de iletişim kördüğüm haline gelebilir. Çocuğunu yetiştirmek ve geleceğe hazırlamak misyonu olan anne/baba çok yönlü, çok kanallı bir empati oluşturarak çocuğunun duygusal talebe duygu kanalı ile, düşünce talebine düşünce kanalı ile yanıtlar verebilmelidir. Çocuğa ‘örnek olmak’  belki de en etkili, en kalıcı çözüm olacaktır.

Vaatler…

Anne/baba/çocuk ilişkilerinde çok sık kullanılan bir iletişim tarzı da, çocuğun yapması gereken bir işi yaptırmak için ona bir takım vaatlerde bulunmaktır. Bu yaklaşım çocuğun o işi neden yapması gerektiği ile ilgili düşüncesinin hedefini değiştirebilir. Böyle bir vaat alan çocuk yapması gereken işi vaat edilen şeye sahip olmak için yapar. Bu durum alışkanlık haline dönüşürse de çocuk, anne/babadan bir şey almadan hiçbir şey yapmamaya başlar. Böylece çocuğa istemeden de olsa dış denetime odaklı bir kişilik yapısı geliştirilmiş olur. “Ödevini yaparsan oyuncak alacağım” iletisinde ders çalışma oyuncak almanın aracı haline gelir. Bu tür iletişim çok sık kullanılırsa çocuk, sorumluluklarını yerine getirmek için değil rüşvetin karşılığını vermek için çalışır. Bu durum, çocuğun sorumluluk duygusunun gelişimi yavaşlamış olur.

Övgü…

Övgü ve takdir her insanın duymaktan hoşlandığı bir durumdur. Özellikle anne / baba / çocuk  iletişiminde  övgü  ve  takdir  gereklidir. Ama dozunda olmak kaydı ile. İnsana sağlık veren ilaç aşırı dozda kullanıldığında nasıl insanın hastalanmasına da yol açıyorsa, dozu kaçan övgü de çocukta ego şişkinliği, tatminsizlik ve kendini beğenmişlik yaratır.

 Sonuç…

Çocuk ile anne/baba arasında sorunlar olabilir, olacaktır da; bu durum insan ilişkilerinin doğal bir sonucudur. Bir çok anne/baba çocukları ile yaşadığı sorunları bir kadersizlik, şanssızlık olarak algılar. Başka ailelerde bu tür durumların olmadığını düşünerek imrenmeler yaşar. Oysa insan ilişkilerinin olduğu yerde sorun da vardır. Önemli olan sorunların olması değil, o ilişkinin o sorunları çözebilecek bir güce sahip olup olmadığıdır. Anne/baba/çocuk arasındaki ilişkide sorun olduğu zaman bu sorun niye oldu diye hayıflanmak yerine, bu ilişki bu sorunu çözebilecek bir enerjiye sahip mi diye düşünmek gerekir.

Her anne/baba, çocuğunu kendi kültürünce, mizahınca sever ve korur. Bu durum annelik/babalık içgüdüsünün doğal bir sonucudur. Ancak çocuk kendi deneyimlerini kendi oluşturacak yaşam alanına sahip olmaz ise kendisi olamaz. Şöyle bir öykü anlatılır: Kozasından çıkmaya çalışan tırtıla acıyan biri, kozayı açarak tırtılı açığa çıkarmıştır. Fakat tırtıl uçamamış ve ölmüştür. Çünkü tırtıl kozadan çıkmaya çabalarken kanatlarını güçlendirmekte ve böylece uçma becerisi kazanmaktadır. Anne/babalar, çocuklarının kozasından kendi çabası ile çıkmasına, olgunlaşmasına, büyümesine izin vermelidir.

ALINTI :      Prof. Dr. Adil ÇAĞLAR

“İlköğretim Birinci Sınıf Anne-Baba Kitabı”

(154-157. sayfalar)

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*